a)İslam’ın doğuşundan ve Türk Boylarının Müslümanlığı kabul edişlerinden önceki zamanlarda olmuştur. Eski Türk dini (Gök Tanrı dini) ile yer yer Budizm, Maniheizm gibi Asya dinlerinin inanç esaslarından etkilenmiştir.
b)Yabancı etkilerden oldukça uzaktır. Üç ana dönemin, “yerlilik” ve “millilik” açısından en önde olanıdır.
c)Dil Türkçedir. Yabancı sözcük yok gibidir. “Halk dili-seçkinlerin dili” biçiminde bir bölünme yoktur. Dönemin sonlarına doğru Göktürk ve Uygur şiveleri birbirinden ayrılmaya yüz tutmuştur.
d)Genellikle sözlüdür. Yazılı eser azdır.
e)Genellikle anonimdir. Pek az eserin sahibi bellidir.
f)Genellikle manzumdur. Düzyazı daha az kullanılmıştır.
g)Türk nazmının geleneksel biçim özellikleri, bu dönemde belirginleşmiş görünür. Hece ölçüsü, dörtlük birimi, yarım uyak ve redif kullanılmıştır.
h)Şiirve edebiyat, müzikle iç içedir. Genellikle kopuz eşliğinde uygulanır.
i)Atlı göçebe hayatının izlerini taşır.
j)Yiğitlik, yurt sevgisi, doğa sevgisi, ölüm, töreler ve inançlar, işlenen başlıca tema ve konuları ve temaları oluşturur.
k) “Şaman, baksı, oyun, ozan, kam” adı verilen din adamları yanı zamanda şair, edebiyatçı ve müzisyendir.
l)En çok rastlanan ürünler; destanlar sagular, koşuklar ve savlardır.
“Destan” çok yaygın olduğundan bu döneme Destan Devri Türk Edebiyatı adı da verilir.
Edebiyet Dönemi
A)SÖZLÜ EDEBİYAT
M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadarTürklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.
A)Sözlü Edebiyat Dönemi
B)Yazılı
Genel özellikleri:
1)Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde (“kopuz” adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
2)Ölçü, ulusal ölçümüz olan “hece” ölçüsüdür.
3)Nazım birimi “dörtlük”tür
4)Dönemine göre arı bir dili vardır.
5)Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
6)Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
7)Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kaşgarlı Mahmut’un ''Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.
Yazıya ilk aktarılan eserlerin bulunduğu dönemdir. Türkçe yazılı belgeler 6. yüzyıldan kalan Yenisey ve 8. yüzyıldan kalan Orhun Yazıtları’dır (Köktürk Kitabeleri). Orhun Yazıtları, Türklerin edebî değer taşıyan ilk yazılı metinleridir. Yazıtlarda kullanılan dil. bütün dış etkilerden uzak, saf Türkçedir. Uygur yazıtları da bu dönemin eserlerindendir. Bu dönemde Türkler kendi alfabelerini (Göktürk, Uygur) kullanmışlardır.
Yazılı dönemin genel özellikleri şunlardır:
1)Türklerin yazıyı kullanmasıyla başlar.
2)Yazılı dönem eserlerinde edebi bir dil kullanılmıştır.
3)Yazılı eserlerde döneme özgü özellikler görülür.
4)MS 8. yüzyılda yazılan Göktürk Yazıtları (Göktürk Kitabeleri, Orhun Abideleri/Anıtları) ile Uygur metinleri Türk edebiyatının ilk yazılı ürünleri kabul edilmektedir.
5)8. yüzyıldan önce yazıldığı bilinen Yenisey Yazıtları’nda gelişmiş bir Türkçe kullanılmadığı için bu yazıtlar ilk yazılı, örnek olarak değerlendirilmez.
6)Arkeolojik kazılarda deriler üzerine yazılmış olarak bulunan dini Uygur metinleri de ilk yazılı edebiyat örneklerimizdendir.
7)Göktürklerde, Göktanrı inancı vardır. Göktanrı inancı Göktürk Yazıtları’na da yansımıştır. Göktürkler milli bir alfabe olan Göktürk alfabesini kullanmışlardır.
8)Uygurlar Budizm ve Maniheizm inancının yansıdığı metinler yazmışlardır. Uygur alfabesini kullanmışlardır.
9)Bu dönemde hem dini hem din dışı konular işlenmiştir.
10)Türkler tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılıp birçok kültürle etkileşime girdikleri için Göktürk, Uygur, Mani, Brahmi, Arap ve Latin alfabeleri gibi birçok alfabe kullanmışlardır.
11)Türklerin kullandığı ilk alfabe, milli nitelikler taşıyan Göktürk alfabesidir (38 harften oluşur, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya yazılır.
12)Göktürk alfabesinden sonra Uygur alfabesi kullanılmıştır. (14 harflidir, sağdan sola doğru yazılır).
13)Uygur alfabesinin ardından İslamiyet’ten sonra Arap alfabesi kullanılmıştır. Arap alfabesinden sonra ise Latin alfabesine dayalı yeni Türk alfabesi kullanılmıştır.
SAGU
İslam öncesi Türkler arasında , bir kahraman, bir devlet büyüğü öldüğünde bunlar için yapılan yuğ adı verilen yas törenlerinde kopuz eşliğinde söylenen şiirlere sagu denir.
a. Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.
b. Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir.
c. Koşuk nazım şekliyle söylenir.
d. Dörtlükler halinde söylenir.
e. 4+3=7’li hece ölçüsüyle yazılır.
f. Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir
g. “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir.
h. Divanu Lûgatit-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir.
i. Sagu söyleyen kişilere sagucu ya da ağıtçı denir.
KOŞUK
Türkler islamiyet öncesi belli dönemlerde, "sığır töreni" adı verilen av törenlerinde, "Şölen" adı verilen kurban törenlerinde ziyafetler ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir.Ayrıca halk edebiyatında en çok kullanılan ve en çok sevilen nazım biçimidir. Halk şiirindeki karşılığı koşmadır. Koşuk örneklerini Kaşgarlı Mahmut'un Divan ü Lugati't-Türk adlı eserinde görmekteyiz.
Koşuk türünün belli başlı özellikleri şunlardır:
1)Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir.
2)Kopuz eşliğinde söylenir.
3)Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler.
4)Nazım birimi dörtlüktür.
5)Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca. (aaab cccb dddb)
6)Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma'dır.
7)Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir.
SAVLAR
Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
-"Sav" olarak adlandırılan bu ürünler bugünkü anlamda atasözüdür.
-Uzun gözlem ve deneyimlerin sonucunda söylenmiş, gerçekleri yansıtan sözlerdir.
- Bu savların bir kısmı günümüzde atasözü olarak bilinip kullanılmaktadır.
DESTANLAR
Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan çoğunlukla manzum şekilde olan edebî eserlere "destan" denir.
Destanlar henüz aklın ve bilimin toplum hayatına tam anlamıyla hâkim olmadığı ilk çağlarda ortaya çıkmış sözlü edebiyat ürünleridir. Destanlar ve destansı öyküler, ilk çağlardan beri, dünyanın her yerinde, gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kolektif olarak yaratılmış edebî biçimlerdir.
Destanlar, efsanelerden sonra bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca "espos" sözcüğünden gelmektedir. Destanlar; mitoloji, efsane, folklor ve tarihî öğeleri içerir. Destanlar zaman ve mekân içinde iradesini elinde tutan "kahraman-bilge" kişiliklerin efsanevi ve gerçek hayat hikâyeleri etrafında oluşmuş uzun, didaktik (bilgi verici) hikâyelerden oluşur.
Destanlar, tarihsel olaylara bağlı olmakla beraber, tarih sayılmayan, Türk edebiyatında ozanların "kopuz denen saz eşliğinde söyledikleri, toplumun ortak hayat görüşünü yansıtan, edebî eserlerdir. Deprem, bulaşıcı hastalık, kuraklık, kıtlık, yangın gibi tabiî afetlerin; göçler, savaşlar ve istilalar gibi önemli olayların toplum vicdanında derin yankılar uyandırması, destanların oluşumunda etkili olmuştur.
Destanların Genel Özellikleri
1)Anonim olup halkın ortak belleğinin ürünüdür.
2)Belli bir ulusun özelliklerini yansıtır.
3)Genellikle manzum, yani şiir şeklindedir.
4)Günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.
5)Tarihî ve sosyal olaylardan doğar, beslenir.
6)Destanlarda olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.
7)Toplumun hafızasında iz bırakmış önemli olayları anlatır.
8)Kahramanlar olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
9)Genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.
10)Coşkulu bir söyleyişi vardır.
Destanların Oluşumu
Destanlar "doğuş, yayılma ve yazılış safhası" olmak üzere üç safhada oluşur:
Doğuş safhası:
Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.
Yayılma safhası:
Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.
Derleme (yazıya geçirme) safhası:
Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün hâlinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.
Destan Türleri
Destanlar "doğal (tabiî) destanlar" ve "yapma (yapay) destanlar" olmak üzere ikiye ayrılır.
Destanlar "doğal (tabiî) destanlar" ve "yapma (yapay) destanlar" olmak üzere ikiye ayrılır.
a. Doğal (sözlü) destanlar:
Toplumun ortak malı olan ve birtakım olaylar sonucu kendiliğinden oluşan destanlardır. Doğal destanların söyleyeni belli değildir. Bu destanlar yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğup kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilmiştir. Doğal destanlar, ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşerek işlenmesiyle oluşturulur. Örnek: Oğuz Kağan Destanı.
b. Yapma (edebî) destanlar:
Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabiî destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır. Bunlar, belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır. Örnek: Üç Şehitler Destanı-Fazıl Hüsnü Dağlarca
Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabiî destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır. Bunlar, belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır. Örnek: Üç Şehitler Destanı-Fazıl Hüsnü Dağlarca
Dünya Edebiyatında Destan
Dünya edebiyatında doğal destan olarak özellikle "Gılgamış" destanı ile "İlyada ve Odysseia' destanı öne çıkmaktadır. Bilinen en eski destan olan "Gılgamış" destanı MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya'da ortaya çıkmıştır. Eski Yunan Tarihçisi Homeros'un aktardığı destanlar olarak bilinen "İlyada ve Odysseia"nın ise MÖ 11-12. yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Özellikle Odysseia, Yunan tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.
Bazı milletlerin de kendi tarihlerini anlatan önemli doğal destanları vardır. Bunlar arasında eski İngilizce halk destanı 'Beowulf"; Almanca "Nibelungenlied", "Kudrunlied"; Fransa'da "Chanson de Geste" (Kahramanlık Şarkısı), yine Frank kralı Charlemagne'ın savaşlarını anlatan "Chanson de Roland"; İspanya'da "El Cantar de Mio Cid"; Hindistan'da "Mahabharata", "Ramayana ; Japonya'da Heike Monogatari" çok ünlüdür.
Dünya edebiyatında yapma destanlara da rastlanmaktadır. Virgilius'un "Aineis" adlı destanı MÖ 29 -19. yüzyılları kapsamaktadır. Troyalı Aineis'in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılmaktadır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir. Milton'un "Kaybolmuş Cennet" adlı destanı insanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatmaktadır.
Türk Edebiyatında Destan
Destan, efsaneden sonra ortaya çıkmış bir edebî türdür. Türk edebiyatı da dünyanın belki de en zengin destan kültürüne sahip edebiyatlarındadır. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. İslâmiyet'ten önceki Türk destanlarının orijinal, tam metinleri elimize geçmemiştir.
Bilinen Türk destanları arasında en eskisi "Yaratılış Destanı "dır. Bu destan, Altay Türkleri arasında söylenmiştir. Rus Türkolog Radlof tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. İslâmiyet'ten önceki döneme ait en eski destanlar Saka Türkleri'ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga" ve "Şu' parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lugati't Türk adlı eserinde yer almaktadır.
İlk Türk destanları arasında ayrıca Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Türeyiş Destanı, Göç Destanı" sayılabilir. Türklerin büyük çoğunluğu MS 9. yüzyıldan itibaren Müslüman olmaya başlamıştır. Bu dönemden sonra Türklerin inançları ile birlikte edebiyatları da değişmeye başlamıştır.
İslâmiyet’in kabulünden sonraki Türk destanları arasında "Satuk Buğra Han Destanı, Manas Destanı, Cengiz-name, Timur ve Ediğe Destanları, Seyid Battal Gazi Destanı, Danişmend Gazi Destanı, Köroğlu Destanı" sayılabilir.
YAZILI ESERLER-GÖKTÜRK YAZITLARI
Bu dönem Göktürkler ve Uygur dönemi eserlerini kapsar. Mezar taşlarından oluşan kitabeler ile Uygur hanlıklarından kalan ve daha çok Buda ile Mani dinlerine ait eserler vardır.
Yazıtlara “bengü taşlar” da denmektedir. Bengü taş; ebedî, sonsuz taş demektir. Özellikle kağanların ve devletin ileri gelenlerinin ölümünden sonra, onlar adına bir anıt yaptırmak, Göktürklerde bir gelenek hâlini almıştır. Diktirilen taşlar üzerine kağanlar istediklerini yazmış, bütün milletin ona göre davranmasını istemişlerdir. Kağanlar, bu sözlerin taşlar üzerinde ebedî olarak kalacağını ve Türk milletinin sonsuza kadar bunlardan ders alacağını düşünmüşlerdir. Göktürklerden sonra Uygurlar bu geleneği devam ettirmişlerdir.
Bu yazıtlar bulundukları yerlere göre dört grupta toplanır: Moğolistan, Yenisey, Talaş ve Kazakistan bengü taşları. Bunlar içinde Moğolistan’da bulunan Göktürklere ait Orhun Anıtları ve Uygurlara ait Yenisey Yazıtları önemlidir. Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz:
1. Göktürk (Orhun) Yazıtları
Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri), Göktürklerin ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma, yazılı, dikilitaşlardır. Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen bu anıtlar konu ve dil bakımından önemli eserlerdir. Abidelerin yazarı Yollug Tigin’dir. Doğu Göktürk tarihi ile ilgili bilgiler içerir. Söylev türündedir. Türk tarihi, Türk toplumunun yaşam biçimi, dünya görüşü ile ilgili bilgiler içerir. Kitabelerin bir yüzü Göktürk alfabesiyle, bir yüzü Çince yazılmıştır. Kitabeleri 1893′te Wilhelm Thomsen çözmüştür.
Orhun Abidelerinin yazıldığı Göktürk alfabesi 38 harflidir. Bu alfabede 4 sesli. 9 birleşik. 25 de sessiz harf bulunmaktadır. Göktürk alfabesi, Türklerin ulusal alfabesidir. Göktürk yazısı sağdan sola, yukarıdan aşağıya doğru bitiştirilmeden yazılır. Sözcükleri ayırmak için genellikle iki nokta konur.
Kül Tigin ve Bilge Kağan anıtlarında metinler, yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve satırlar sağdan sola doğru dizilmiştir. Göktürk alfabesi, büyük ünlü (sesli) uyumu dikkate alınarak düzenlenmiş bir alfabedir.
Tonyukuk Anıtı: 724-726 yılları arasında dikilmiştir. Bu anıtı diktiren ve üzerindeki yazılan yazdıran Bilge Tonyukuk’tur. Anıtta Türk milletinin Çin tutsaklığından kurtuluşu ve İlteriş Kağan zamanında Göktürklerin Oğuzlarla, Kırgızlarla ve Çinlilerle yaptığı savaşlar anlatılmakta; bütün bu olaylarda Bilge Tonyukuk un rolü özellikle belirtilmektedir.
Bilge Tonyukuk, başvezirlik ve başkumandanlık yapmış olan büyük bir siyasetçidir. Göktürk devletinin politikasına uzun zaman yön vermiş, akıllı ve hikmet sahibi bir devlet adamıdır. Bilge Tonyukuk, aynı zamanda edebiyatımıza hatıra türünün ilk temsilcisi ve ilk Türk tarihçisidir. İki parça hâlindeki anıtında, içinde bulunduğu olayları sade ve sanatsız bir şekilde, halk diliyle anlatmıştır. Olayları sözü uzatmadan, ana çizgileriyle vermiş; yeri geldikçe milletin ders alması için öğütlerde bulunmuştur. Zaman zaman atasözlerine ve deyimlere başvurmuştur.
Kültigin Anıtı: 732′de Türk kağanı Kültigin için Yollug Tigin tarafından yazılmıştır. Anıtta kağanın ölümü ve adına düzenlenen yas töreni anlatılmıştır.
Bilge Kağan Anıtı: 735′te dikilmiştir. Bilge Kağan’ın yiğitlikleri ve Türk milletine iletmek istediği mesajlar anıtın içeriğini oluşturur. Anıtta Bilge Kağan’ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmıştır.
Göktürk Yazıtlarının Önemi ve Özellikleri
Göktürk Yazıtlarını (Orhun Abideleri), Türkçenin yazılı en eski kaynağıdır.
Günümüzün birçok sözcüğü, ilk haliyle bu yapıtlardadır.
Bu yazıtlar, Türk tarihine ışık tutan önemli belgelerdir.
Göktürk Yazıtları, bir hakanın, halkına hesap vermesi, halkın devlete, millete karşı görevlerinin hatırlatılması, düşmanın entrikalarına nasıl karşılık verileceğinden söz edilmesi ve Türklerin yüksek ahlak ve seciyesinin anlatılması açısından önemlidir.
Bu anıtlar Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metindir. Türk tarihinin taşlar üzerine yazılmış ilk belgesidir.
Türk hitabet sanatının erişilmez bir şaheseridir.
Yalın Türkçenin önemli örnekleridir.
Türk dilinin kaynağı, Türk yazı dilinin başlangıcının bilinmeyen dönemlere kadar gittiğinin delilidir.
Eski Türkçe döneminin en önemli eserleridir.
Türk dilinin ilk yazılı belgeleridir.
II. Göktürk (Kutluk) devleti döneminde dikilmiş olup, I. Göktürk devletinin tarihi anlatılır.
İlk siyasetname örneğidir.
İçinde “Türk” kelimesinin geçtiği ilk metindir.
38 harften oluşan Göktürk alfabesi ile yazılmıştır.
Günümüzde Moğolistan sınırları içerisindedir.
Yazarı Yolluğ Tigin’dir.
“Türk” adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazılar 1893 yılında Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.
Göktürk Yazıtlarının Dil Özellikleri
Göktürk yazıtlarındaki düzyazı, o zamanki Türkçenin en yüksek anlatım özelliklerini taşır.
Şiirsel bir anlatımla oluşturulmuştur.
Bugünkü düzyazıya örnek olacak bir cümle yapısı; duru, açık, yalın, destansı bir söyleyişi vardır.
Dil, yabancı etkilerden uzaktır.
Göktürk Yazıtlarının Bulunduğu Yer
Orhun Yazıtları, Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Kocho Tsaidam Gölü yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtları, Kocho Tsaidam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk Anıtları ise, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı’nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir.
Bilge Kağan Anıtı’nın Doğu Cephesinden
Biriye Tabgaç budun yağı ermiş. Yırıya Baz Kağan Tokuz Oğuz budun yağı ermiş. Kırkız Kunkan Otuz Tatar Kıtany Tatabı kop yağı ermiş. Kangım kağan bunca … kırk artukı yiti yolı sülemiş, yigirmiş süngüş süngüşmiş. Tengri yarlıkaduk üçün illigig ilsiretmiş, kaganlıgıg kagansıratmış, yagıg baz kılmış, tizligig sökürmiş, başlıgıg yükündürmiş. Kangım kağan anca ilig törüg kazganıp uça barmış.
Türkiye Türkçesi’yle
Güneyde Çin milleti düşman imiş, Kuzeyde Baz Kağan. Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca … kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam Kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş.
2. Uygur Metinleri
Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.
Uygurlara ait metinler, üslup ve hikâye ediş bakımından Göktürk Yazıtlarına benzer. Ancak Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtı’ndaki yüksek heyecan, millî şuur ve lirizm Uygurlara ait yazıtlarda pek görülmez. Uygur yazıtları çoğunlukla mezar taşı olarak dikilmiştir.
Bu taşların bazıları birkaç kelimelik, çoğu 5-10 satırlıktır. İçlerinde 10 satırı geçenleri de vardır. Yenisey bengü taşları sade ve abartısız bir dille yazılmıştır. Çoğunlukla yazıt sahibinin kendi ağzından kısa özgeçmişi ve aile bireylerine, akrabalarına, arkadaşlarına, hükümdarına, ülkesine ve milletine doyamadan bu dünyadan ayrıldığını anlattığı yazıtlarda oldukça içten bir söyleyiş vardır.
Uygurlara ait yazıtlardan ilki, Uygurların ikinci hükümdarı Moyunçur adına dikilmiştir. Moğolistan’ın Sine Usu Gölü civarında bulunan yazıt, Kutlug Bilge Kül ve Moyunçur devirlerinden bahsetmektedir.
Uygurların ikinci devresinde ortaya konan eserlerde, önemli değişiklikler görülür. Her şeyden önce Göktürk yazısı bırakılmış, Soğd alfabesiyle eserler verilmiştir. Bu devirde daha çok Budizm ve Manihaizm dinlerine ait eserler ağır basmaktadır.
Bunlardan başka Altun Yaruk ile İki Kardeş Hikâyesi, özel bir değere sahiptir. Altun Yaruk’ta Budizm inancının temel kurallarından söz edilmektedir. Sekiz Yükmek adını taşıyan metin, kelime zenginliği bakımından dikkati çekmektedir. Metinde açık bir ifade hâkimdir.
B)İSLAMİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
8. yüzyıldan itibaren İslamiyet, Türk boyları arasında yayılmaya başlamış, 10. yüzyılda Türklerin büyük çoğunluğu bu dini kabul etmiştir. Bu inanç ve kültür değişimi, edebiyatı da etkilemişti 11. yüzyıldan itibaren İslâmlık etkisinde ilk büyük eserler verilmeye başlanmıştır.
19. yüzyılda Batılılaşma hareketinin, edebiyatı da etkileyecek boyuta ulaşmasına kadar ki bu dönem “İslam Etkisindeki Türk Edebiyatı Dönemi” olarak bilinir.
Genel Özellikler
a)İslam inançlarıyla, Müslüman Araplar ve İranlıların oluşturduğu ortak kültür ve edebiyatın etkisindedir.
b)Dilde gittikçe yoğunlaşan bir Arapça-Farsça etkisi görülür. Bu dillerden alınmış kavram, sözcük ve tamlamalar kullanıldığı gibi, tamamen Arapça ve Farsça ile yazılmış eserler de vardır.
c)Genellikle yazılıdır. Sözlü edebiyat da İslami etkiler altında,halk arasında yaşamış ve gelişmiştir.
d)Yazılı eserlerin sahipleri bellidir. Anonim ürün yok denebilecek kadar azdır.
e)Düzyazı da yaygınlaşmış olmakla birlikte, nazım türlerinin ağırlığı devam eder.
f)Nazımda; aruz ölçüsü, Arap ve İran edebiyatlarından girmiş nazım tür ve biçimleri, tam ve zengin uyak ön plana çıkmıştır. “Beyit”, en çok kullanılan birimdir. Halk arasında dörtlük birimi ve hece ölçüsü kullanılmaya devam edilmiştir.
g)Müzik eşliği hayli zayıflamıştır.
h)Şiirde daha çok bireysel duygular işlenmekle birlikte düzyazıda toplumsal konulara yönelme de görülür.
i)“Aşk” teması ön plana geçer. ”Kahramanlık” teması az işlenir. Dini konular da hem şiirde hem de düzyazıda önemli ölçüde yer alır. Tabiat teması araç olarak kullanılır.
j)Halk tabakalarıyla seçkinlerin dilleri, şiir ve edebiyat anlayışları farklıdır. Türkçede çeşitli bölge farklılıkları ortaya çıkar. Bölgeler, uzak yurtlar arasında farklı gelişmeler yaşanır. Halkın edebiyatı ile seçkinlerin edebiyatı ayrımı kendini gösterir.
Kırgız Türkleri'nin millî destanıdır.Mani dinini yaşayan Karahitaylar ile Müslüman Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu Manas adlı kişiyi anlatan destan, çeşitli kaynaklar tarafından XV. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar dayandırılır.
Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918), Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi,Kırgızıstan'ın Tokmok kenti güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan (destanı günümüze kadar nesilden nesile aktaragelen sözlü anlatıcılar) 1869'da yapmıştır. Halk arasında bu sözlü halk edebiyatı anlatıcılarına ırçı veya comokçu da denmiştir.
KUTADGU BİLİG/YUSUF HAS HACİP
DİVAÜ-LÜGATİ'T-TÜRK/KAŞGARLI MAHMUT
Karahanlı edip, şâir ve devlet adamı. Doğu Türkistan’daki Balasagun şehrinde, muhtemelen 1017 yılında doğdu. Asil bir Türk ve Müslüman âileye mensup olduğu tahmin edilmektedir. Balasagun’da tahsil ve terbiye gördü. Karahanlı hizmetine girip, “Has Hâcib” unvânını almadan önce Balasagunlu Yûsuf, olarak tanındı. Balasagunlu Yûsuf, kendini çok iyi yetiştirdi. Elli yaşlarındayken on sekiz ay içerisinde manzum olarak Kutadgu Bilig adlı meşhur eserini yazdı. Bu kitabı, Kaşgar’a gelip, 1070’te Karahanlı hükümdarı, edebiyat meraklısı Uluğ Kara Buğra Hana arz etti. Kara Buğra Han, Türklerin ahlâk hukuk ve devlet idâresi ile törelerini çok güzel olarak dile getiren eseri, Balasagunlu Yûsuf’a, sarayında okuttu. Kutadgu Bilig, Karahanlı Sarayında günlerce okunup, çok beğenildi. “Uluğ Has Hâcib” unvânı ile başvezir yardımcılığı ile taltif edilerek, en yüksek Karahanlı devlet memuriyetlerinden biri verildi. Bu vazifesiyle “Yûsuf Has Hâcib” olarak tanınıp, târih ve edebiyat literatürüne girdi.Yûsuf Has Hâcib, İslâmî Türk edebiyatının, eseri elimize geçen ilk yazarıdır. Devrinin bilgin bir yazarı ve Türk tefekkür târihinin mümtaz bir düşünürüdür. Eserini, münâcât, nât, cihâr yâr-ı güzîn’i övme ile süslemiştir. Yûsuf Has Hâcib’in vefâtı muhtemelen 1077’dir.
DİVAÜ-LÜGATİ'T-TÜRK/KAŞGARLI MAHMUT
Divân-ı Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından Bağdat’ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça sözlüktür. Türkçe’nin bilinen en eski sözlüğü olup, Orta Asya yazı Türkçesi hakkında varolan en kapsamlı ve önemli dil anıtıdır. El yazması nüshası 638 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelimenin oldukça ayrıntılı Arapça açıklamasını içerir. Ayrıca Türklerin tarihine, coğrafi yayılımına, boylarına, lehçelerine ve yaşam tarzlarına ilişkin kısa bir önsöz ve metin içine serpiştirilmiş bilgiler mevcuttur.
Klasik Arap leksikografisinin ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, Kaşgarlı Mahmut’un Türk boyları hakkındaki etraflı bilgisinin yanısıra, Arap filolojisi konusunda da esaslı bir eğitim görmüş olduğunu gösterir.
Sözlüğün elde bulunan tek yazma nüshası 1266′da Şam’da temize çekilmiş ve 1915′te İstanbul’da Ali Emiri Efendi (1857-1923) tarafından tesadüfen bulunmuştur. (Ancak daha önceki yüzyıllarda Antepli Aynî ve Kâtip Çelebi de Divân‘dan söz ederler.) Ali Emiri yazması 1917′de Talat Paşa’nın (1874-1921) teşviki ile Kilisli Rıfat Bilge’nin (1873-1953) gözetiminde basılmış hemen bütün dünya Türkologlarının ilgisini çekmiştir. 1928 yılında Türkolog Carl Brockelmann, ayrıntılı notlarla sözlüğün Almanca çevirisini yayımlamıştır. Besim Atalay’ın modern Türkçe çevirisi 1940′ta Türk Dil Kurumu tarafından basılmıştır. Son yıllarda Dankoff’un Divan-ı Lügat-it Türk çevirisi, yeni bilgiler ışığında önemli yorum değişikliklerine yol açmıştır.Divan, Türk, Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut, Divan-u Lügati’t Türk
DİVAN-I HİKMET/HOCA AHMET YESEVİ
Yesevilik Tarikatı’nın kurucusu Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlerede yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır.
Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir.
Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir
Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.
144 hikmet ve 1 münacaat’tan oluşur.
Eser Karahanlı Türkçesinin hakaniye lehçesiyle yazılmıştir
İstifham (soru sorma) ve Tecahul-i Arif (bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır.
Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Ahmet Yesevi hikmetleri Karahanlı Türkçesiyle söylemiştir.
Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir.
Allah’a yakın olma isteği vardır.
Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır.
Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir.Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.
Eser 12.yy’a aittir.
Divan-ı Hikmet’i Ahmet Yesevi yazmamıştır. Ahmet Yesevi’nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş Ahmet Yesevi’nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmişlerdir.
Didaktiktir ve manzum bir eserdir.
Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir
Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.
144 hikmet ve 1 münacaat’tan oluşur.
Eser Karahanlı Türkçesinin hakaniye lehçesiyle yazılmıştir
İstifham (soru sorma) ve Tecahul-i Arif (bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır.
Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Ahmet Yesevi hikmetleri Karahanlı Türkçesiyle söylemiştir.
Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir.
Allah’a yakın olma isteği vardır.
Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır.
Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir.Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.
Eser 12.yy’a aittir.
Divan-ı Hikmet’i Ahmet Yesevi yazmamıştır. Ahmet Yesevi’nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş Ahmet Yesevi’nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmişlerdir.
Didaktiktir ve manzum bir eserdir.
ATABETÜ'L-HAKAYIK/YÜKNEKLİ ADİP AHMET
12. yüzyılda Edip Ahmet tarafından aruz vezni kullanılarak dörtlüklerle yazılmıştır. Didaktik bir eserdir. Eserin adı “hakikatler basamağı” anlamına gelmektedir. Eser Sipehsalar Mehmet Bey’e sunulmuştur. Hakaniye Türkçesiyle yazılmış olan bu eserde, bilginin faydası, cehaletin zararları, cömertlik, cimrilik, iyi ve kötü huylar anlatılarak halka yararlı olmak hedeflenmiştir. Hakaniye lehçesiyle yazılmış olan eserin dili biraz ağırdır. Eserde Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır. Dörtlükler manilerdeki gibi “aaxa’ şeklinde kafiyelenmiştir. Edip Ahmet’in, bu eseri yazarken Kutadgu Bilig’den etkilendiği bilinmektedir.
On dört bölümden oluşan eserde kırk beyit ile yüz bir tane dörtlük bulunmaktadır, eserin tamamı 484 mısradır. Nerede, ne zaman yazıldığı tam olarak bilinmeyen eser yine kim olduğunu, nerede hüküm sürdüğünü bilmediğimiz Türk ve Acem meliki Muhammed Dâd İspehsalar Beye sunulmuştur. Yazılış yeri ve tarihi henüz aydınlatılamamış olan Atebetü’l-Hakâyık da Kutadgu Bilig gibi aruzun feulün feulün fe’ûlürı fe’ûl vezniyle yazılmıştır. Atebetü’l-Hakâyık’ın yazılışından çok sonra XV. yüzyılda düzenlenmiş biri eksik dört nüshası bilinmektedir.
Atebetü’l-Hakâyık’ın Edebî Değeri ve İçeriği
Eser, Tanrı övgüsü ile başlamaktadır. Bunu, Peygamber, dört halife, Emir Muhammed Dâd İspehsalar’ın övgüsü izler. Kitabın yazılış nedeninin belirtildiği bölümden sonra bilginin yararı, bilgisizliğin zararı, dilini tutmanın erdemi, dünyanın dönekliği, cömertliğin övülmesi, cimriliğin yerilmesi, kibir, harislik, zamanenin bozukluğu gibi konuların işlendiği bölümler yer alır. Öğretici bir ahlak kitabı olan eser, işlediği konular açısından Kutadgu Bilig ile benzerlik göstermektedir, ancak edebî açıdan Kutadgu Bilig daha sanatkârane yazılmıştır. Edib Ahmed eserini herkesin rahatça okuyup anlayacağı bir dille, kendi ifadesiyle (Anın uş çıkardım bu Türkî kitap) Türkçe yazmıştır.
Atebetü’l-Hakâyık’ın baş kısmındaki övgü ve sebeb-i telif kısımları beyitlerle ve kaside tarzındaki asıl eser ise, aaba/ccdc/eefe biçiminde uyaklanmış dörtlüklerle yazılmıştır. Ayrıca İslamiyet öncesi Türk şiirinde görülen dize başı uyak da çok kullanılmıştır. Tam ve yarım uyakların yanı sıra bazen redife de yer verilir. Vezin ve uyak bakımından kusurlu olan eserde çok sayıda imale ve zihaf bulunmaktadır. Aruzla şiir yazma geleneğinin yeni başlamış olmasından dolayı bu kusurlar olağandır.
Eser üzerine ayrıntılı tek çalışma Reşit Rahmeti Arat tarafından yapılmıştır. Karşılaştırmalı metin, çeviri, notlar ve indeksi içeren bu çalışma 1951’de yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder